1-GİRİŞ
Bugünkü anlamıyla turizm, sanayileşmeyle birlikte ortaya çıkmış ve kapitalizmin gelişmesiyle "kitle turizmi" halini alarak günümüzdeki yapısına kavuşmuştur. Çalışma ve çalışma dışı yaşamın zaman ve mekan bakımından birbirinden ayrışmasıyla, çalışma dışındaki zamanların farklı biçimlerde organize edilmesini de beraberinde getiren yeni bir yaşam tarzı yaygınlaşmaya başlamıştır. Yoğun ve yorucu çalışma yaşamının devamı bakımından zorunlu bir ihtiyaç haline gelen dinlenme ve tatil etkinlikleri, Sanayi Devriminden bu yana hem çeşitlenerek hem de kitlesellleşerek gönümüzdeki yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.
Böylece günümüz dünyasında turizm tüm ülkeler için çok önemli bir sektör halini almıştır. Turizm, birbirinden farklı çok sayıda üretim biriminin ortak çalışmasını gerektiren bir sektördür. Farklı özellikteki üretim birimlerinin yan yana gelmesi, bu alanda iş hacmini arttırırken yeni pazarların gelişmesine de katkıda bulunmaktadır. Turizmin kuşkusuz en önemli getirilerinden biri, ülkeye döviz girişi sağlamasıdır. Dış ticaret dengesi açısından bakıldığında, net ihracatı arttırmanın temel olarak iki yolu vardır. Ya ihracatı arttırmak ya da ithalatı azaltmak gerekmektedir. Turizm sektörü, diğer sektörlerle kıyaslandığında, ihtiyaç duyulan dövizi daha kısa sürede ve daha az kaynak ve çabayla sağlamaktadır. Bu nedenle ülkeler döviz ihtiyaçlarını gidermek için turizm sektörüne daha çok önem vermektedirler.
Dünya genelinde 210 milyonu aşkın kişiye istihdam sağlayan (küresel istihdamın % 7,6’sı) turizm sektörü, dünyadaki en büyük sektörlerden biridir ve küresel ekonomik gelişime güçlü bir ivme kazandırmaktadır. Sektörün 2009 yılında 5.474 milyar ABD doları hacme ulaştığı tahmin edilmektedir. Bu rakam 2009 yılı dünya GSYİH’sinin % 9,4’üne (2008 yılında % 9,6) karşılık gelmektedir.1
2-TURİZM SEKTÖRÜNÜN YAPISAL ÖZELLİKLERİ
2-1 İşletme yapıları
Dünyada en hızlı büyüyen hizmet sektörü olarak turizm sektötü, çok sayıda küçük ve orta boy işletmelerle, az sayıda büyük işletmelerden oluşmaktadır. Küçük ve orta boy işletmeler genel olarak yerel girişimcilerin düşük sermaye yatırımlarıyla ve aile emeğine dayalı olarak gelişmektedir. Büyük işletmelerin tamamına yakını ise, merkezleri gelişmiş ülkelerde bulunan ve gelişmekte olan ülkelerde yatırım yapan çok uluslu şirketlerin uzantıları olarak faaliyet göstermektedirler.
Küçük ve orta boy işletmeler, aile emeğini veya düşük vasıflı göçmen işçileri istihdam etmektedirler. Bu tür işletmelerde genellikle turizm mevsiminde kırsal kesimden söz konusu işletmelerin bulunduğu bölgelere çalışmak üzere geçici olarak giden kişiler çalışmaktadır. Mevsimlik olarak çalışan bu işçiler hem ücretler hem de sosyal güvenlik bakımından kayıtdışı olarak çalıştırılmaktadırlar. Buna karşılık büyük işletmeler ve özellikle ulusötesi şirketlere bağlı işletmelerde çalışan işçiler hem daha vasıflı işgücünden oluşmakta ve daha fazla ücretler alabilmekte hem de kayıt altında çalışmaktadırlar.
Dünya turizm sektörünün küresel yapısını belirleyen en önemli aktörler tur operatörleridir. Gerek çokuluslu şirketlerinzincir işletmelerinin, gerekse gelişmiş ülkelerin tur operatörlerinin sektör üzerindeki belirleyici ağırlıkları turizm gelirlerinin büyük bir kısmının bu işletmelerde toplanmasına yol açmaktadır.
2-2 Başka Sektörlerle ilişkileri
Turizm sektörü, ulaşım, barınma, yeme-içme ve eğlence gibi farklı sektörlerin birleşimiyle tanımlanabilecek bir sektör durumundadır. Söz konusu sektörlerin her biri farklı üretim süreçleriyle çalıştığından, turizm sektörü diğer sektörlere oranla çok daha karmaşık bir yapıya sahip durumdadır. Turizm sektörünün bu yapısı, başka sektörler söz konusu olunca rahatlıkla uygulamaya konulabilen üretim stratejilerini yetersiz hatta geçersiz kılabilmektedir. Örneğin, temizlik ve kat hizmetleri için gereken vasıflar, yeme-içme alanında yararlı olmamaktadır.
Emek yönünden bakıldığında turizmin bu parçalanmış yapısı, işyerindeki üretim ilişkilerini ve işçileşme sürecinin sosyal sonuçlarını karmaşıklaştırır. Bir animatör ve bir kat görevlisi, bir garson ya da bir resepsiyon görevlisi aynı anda çalışıyor olsalar da emeklerini farklı süreçlerde değerlendirdikleri için, iş ilişkilerinden farklı biçimlerde etkilenirler. Turizm Sektöründe çalışanlar sınıfsal olarak işçi olsalar da, işyerlerinde farklı üretim ilişkileri içinde bulunmaları nedeniyle ve işçilik bilincini pekiştiren ortak deneyim olanaklarının sınırlı olmasından dolayı dayanışma bilinciyle hareket etme eğilimleri zayıf olmaktadır.
2-3 Sezona Bağlılık
Turizm sektörü, iki temel etken nedeniyle yılın belirli dönemlerinde canlılık göstermektedir. Bunlardan birincisi, iklim koşulları, diğeri ise iklim koşullarının da etkisiyle, insanların tatil için seçtikleri zaman diliminin genellikle yaz ayları olmasıdır. Her ne kadar, son yıllarda kongre ve alışveriş ve benzeri turizm faaliyetleri yaygınlaşmaktaysa da, turizm sektörü deniz kum ve güneş üçlemesine dayalı bir sektör olma özelliğini korumaktadır. Sektörün yaz aylarıyla sınırlılığını ortadan kaldırmak için termal turizm, kültür turizmi, kış turizmi gibi alanların etkinleştirilmesi çabaları giderek yoğunlaşmaktadır.
Turizmin sezona bağlı yapısı, sektörde çalışanlar bakımından önemli sonuçlar doğurmaktadır.yaz döneminin kısa yaşandığı turizm bölgelerinde çalışan işçiler, sezon tamamlanınca hayatlarını kazanabilmek için başka işlerde çalışmak zorunda kalmaktadırlar. Bu durum kayıtdışı istihdamın armasına neden olduğu gibi, iş güvencesi bakımından da olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Örneğin sezonun uzun olduğu bölgelerde yıl içinde bir kaç aylık donemlerde işsiz kalan işçilerin, bir kaç ay sonra başlayacak yeni sezona kadar geçecek kısa zaman dilimlerinde iş bulmaları daha zor olmakta ve bu dönem onlar bakımından daha sıkıntılı bir hal almaktadır.
2-4 Kayıt dışılık
Turizmde kayıt dışılık daha çok az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yaygın bir sorun durumundadır. Söz konusu ülkelerde turizm işletmelerinin büyük bir çoğunluğu küçük ve orta boy işletmelerdir. Türkiye'yi de dahil edebileceğimiz bu ülkelerde ücretsiz aile emeğinin kullanımı da yaygındır. Ancak bu işletmelerdeki kayıtdışılık sadece ücretsiz aile işçiliği şeklinde ortaya çıkmamakta, kayıtlı işgücü istihdam etmenin maaliyetlerinin önemli bir bütçe kalemi oluşturduğu küçük ve orta boy işletmeler aile dışındaki çalışanları da kayıt dışı çalıştırmayı tercih etmektedirler. Bu tür işletmelerin yaygın olduğu ülkelerdeki denetim yetersizliğini de kayıt dışı istihdamın önemli nedenleri arasında saymak gereklidir.
3- TÜRKİYE'NİN DÜNYA TURİZM SEKTÖRÜNDEKİ YERİ
Gelişmekte olan birçok ülke açısından turizmin çekici yönlerinden en önemlisi, ekonomik yararlılığını daha kısa sürede gösterebilmesidir. Bir turizm yatırımının getiri sağlamadan önceki hazırlık dönemi, diğer sektörlerdeki yatırımlara oranla çok daha kısadır. Turizm, başarılı bir tanıtım kampanyasından bir ya da iki yıl sonra, büyük gereksinim duyulan döviz gelirini sağlayabilen, gelir ve istihdam artışı yaratabilen bir sektördür. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin ekonomik kalkınmalarını gerçekleştirmede karşılaştıkları en büyük sorun olan döviz darboğazının aşılmasında, turizm sayesinde elde edilen dövizler bir çıkış yolu olabilmektedir. Turizm sektörünün az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler açısından taşıdığı olumlu potansiyele rağmen, mevcut durumda dünya turizm geliri pastasından aldıkları pay gelişmiş batı ülkeleri ile kıyaslanamayacak kadar azdır.
Turizm sektörüne ilişkin veri denildiği zaman, hemen herkesin aklına, ülkemize hangi ülkelerden kaç turist geldiği, turizm gelirlerinin ne kadar olduğu, tesis ve yatak kapasiteleri konusunda elde edilen veriler gelmektedir. Oysa sektöre ilişkin sağlıklı çözümlemeler ve öngörüler yapılabilmesi için, turizm emekçilerinin çalışma koşulları, ekonomik ve sosyal durumları ve mesleki sorunları hakkında da belirli aralıklarla veri toplanması gereklidir. Ülkemizde bu konudaki resmi rakamları Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın güncelliğini kaybetmiş sınırlı çalışmaları oluşturmaktadır. Turizm sektöründe Türkiye’deki istihdam durumuna ilişkin güvenilir resmi istatistikler bulunmamasına rağmen çeşitli kurumlar ve araştırmacılar tarafından elde edilen veriler göz önünde bulundurulduğunda konaklama ve eğlence yerleri iş kolunda 1,5 ila 2 milyon kişinin istihdam edildiği tahmin edilmektedir.
6-2-Kayıtdışılık
Turizm sektöründe kayıtdışı çalışanlara farklı şekillerde rastlanmaktadır. En ağır kayıtdışılık, çalışanların sosyal sigorta ve maliye birimlerine herhangi bir bildirimin yapılmaması şeklinde görülenlerdir. Özellikle ilk defa işgücü piyasasına giren, genç çalışanlar işsizlik nedeniyle sigortasız çalışmaya razı olmaktadır. Sigortalı gösterilenlerden gerçek ücret ve gün sayısına göre daha az bildirimde bulunma kayıtdışılığın ikinci boyutunu oluşturmaktadır. Aşçıbaşı, genel müdür, departman sorumluluğunu taşıyanların bildirimleri asgari ücret seviyelerinde yapılabilmektedir. Diğer bir kayıtdışılık, stajyerlere eğitim amacını aşan çalışma yüklenmesidir. Böylece otel bünyesinde açık işler stajyer tarafından doldurulmakta, çalışması gerekli istihdam engellenmektedir.
Kayıtdışılık sigorta primi ve vergi kayıpları bakımından kamu bütçesini olumsuz etkilediği gibi, niteliksiz ve eğitimsiz çalışanlar arasında sıklıkla rastlandığından hizmet kalitesini de düşürmektedir.
Öte yandan, kayıt dışı çalıştırılanların çok büyük bir çoğunluğu açlık sınırının da altında olan asgari ücret almaktadırlar. Kayıtsız, güvencesiz çalışmaya razı olan işçiler bir taraftan günü kurtarmaya mecbur kalırken diğer taraftan iş güvencesinden, sağlık ve sosyal güvenlik haklarından yoksun bir şekilde çalıştırılmaktadır. Bu işçilerin çok önemli bir bölümü, turizmin gelişmiş olduğu bölgelere turizm sezonunda gelen mevsimlik işçilerdir. Konaklama ihtiyaçları da çalıştıkları iş yerinde kendilerine ayrılan sağlıksız mekanlarda karşılandığından, uykudan artan zamanlarının neredeyse tamamını çalışarak geçirmektedirler. 13-14 saati bulan çalışma sürelerinin yanında her türlü güvenceden ve izin haklarından yoksun olan mevsimlik ve kayıt dışı çalışan turizm işçileri, vahşi bir sömürü altında ezilmektedirler.
6-3-Örgütsüzlük
Günümüzde herhangi bir iş yerini örgütleme çalışması tıpkı bir “gizli örgüt kurma stratejisiyle” yürütülmek zorundadır. Örgütlenme çalışmalarından işverenin haberinin olması demek, örgütlenmeye herhangi bir şekilde destek vermiş işçilerin işten çıkarılması demektir. Örgütlenmeye bulaşmış işçinin işten atılmasından sonra başlatılan hukuksal süreç de, ailesinin geçimi iş yerinden aldığı maaşa bağlı olan emekçilerin hayatlarının altüst olmasına yetmektedir. Bu nedenle, işçilerin sendikalaşmaya cesaret edebilmeleri için, işten çıkarılmayı ve hayatlarını altüst etmeyi göze almaları gerekmektedir. Yaşam koşullarının böylesine ağır olduğu, işsizliğin böyle yüksek olduğu bir ortamda bir sendikada örgütlenmek neredeyse imkansız gibidir. Sendikal örgütlenmenin önündeki yasal engellerin hemen hepsi 12 Eylül darbecilerinin yasalarıyla getirilmiştir.
12 Eylül sonrası uygulanan sendikalar yasasında, Türkiye genelinde, %10 örgütlenme barajı ve üyelik için noter şartı işçi örgütlülüğü önünde büyük bir engeldir. Anayasal bir hak olan sendikal örgütlenmenin kullanılamaz olması, işverenlere, çalışanları istedikleri gibi, ücretlendirmelerine, istedikleri zaman işe alıp istedikleri zaman işten çıkarma olanağı vermektedir.
Bununla birlikte, turizm emekçilerinin örgütsüzlüğünün sorumlusu olarak sadece yasaları görmek, hem eksik hem de yanlış bir değerlendirme olacaktır. Sendikaların ideolojik ve iç yapısal sorunları, antidemokratik iç işleyişleri de işçilerin sendikalardan uzak durmalarının en önemli nedenleri arasında sayılmalıdır. Sendikalar ve yöneticileri, antidemokratik mevzuatla baş edebilecek mücadele yöntemleri geliştirmemişlerdir. Sendikasız işçilerin tümü, örgütsüz olmanın zorluklarıyla başbaşa kalmış durumdadırlar. Ülkedeki işsizlik oranının yüksek olması, çalışanın her an işsiz kalma korkusuyla, işçilerin çok kötü koşuları kabullenip çalışmak zorunda bırakmaktadır.
6-4- 4857 Sayılı Yasa
4857 Sayılı İş Yasasında, temel hizmet akdi biçimi olan "belirsiz süreli hizmet akdi" biçiminden vazgeçilerek, yeni hizmet akitleri ve yeni çalışma türleri düzenlenmiştir. Yasada, esnek çalışma modeli temel model olarak kabul edilmiş, ara dinlenmelerde dahi bu model benimsenmiştir.
4857 sayılı İş Yasası ile getirilen "denkleştirme" uygulaması önemli bir değişikliktir. Bu düzenlemenin işçiye "serbest zaman" kullanma hakkı kazandırdığı savunulmaktadır. Oysa işverenler bu düzenlemeye dayanarak, fazla çalışma ücreti ödemekten kaçınabilmektedir. Öyle ki yoğunlaşmış iş programına göre, çalışma sürelerini belirleyerek, işçiyi ona göre çalıştırmakta, işin az olduğu dönemlerde denkleştirme metodunu kullanarak çalıştırmaktan kaçınmaktadır. Söz konusu çalışmanın "tarafların anlaşması" koşuluna bağlanmış olması, hiçbir anlam ifade etmemektedir. Özellikle işçilerin çalışma koşullarını ilgilendiren kararlarda "tarafların aralarında anlaşmaları" koşuluna bağlanan kararların büyük ölçüde işverenlerin istekleri şeklinde sonuçlanacağını tahmin etmek güç değildir. Dolayısıyla, İş Hukuku'nun özünü oluşturan "zayıf olan işçiyi, güçlü olan işverene karşı korumak" yaklaşımı, 4857 Sayılı İş Yasası ile büyük ölçüde yara almıştır. Bu yönü ile kölelik yasası gibi değerlendirdiğimiz 4857 sayılı yasa ile işverenlere beş ayrı sözleşme yapma olanağı tanınmıştır. Yeni İş Yasası ile işverenler, tam zamanlı, kısmi zamanlı, çağrı üzerine çalışma, geçici iş ilişkisi, deneme süreli iş sözleşmeleri olarak sınıflandırılabilecek beş ayrı türde sözleşme yapma olanağına sahiptirler. Takım sözleşmesi adı altında yeni bir düzenlemeye gidilerek sarı sendikacılığın önünün açılması amaçlanmıştır. Kiralık işçi kavramı getirilerek işveren tarafından kendi işçilerini bir başka işverene kiraya verme hakkı tanınmıştır.
Bununla birlikte söz konusu yasanın işçiler açısından ne anlama geldiği, özellikle bizim iş kolumuzda açıkça görülmektedir. Sendikamızın örgütlü olduğu iş yerlerinde, esnek çalışma uygulamaları nedeniyle önemli sorunlar yaşanmaktadır. Örneğin, bizim "ekstra" tabir ettiğimiz belirli süreli iş sözleşmesiyle çalıştırılan arkadaşlarımız, kontrol edemediğimiz ağır bir sömürü ilişkisi ile çalıştırılmaktadır. Üstelik, söz konusu statüde çalıştırılanların sayısı öylesine artmıştır ki, sendikal örgütlülüğü tasfiye etmek için bile kullanılır hale gelmiştir.
6-5- Taşeronlaşma
Taşeronlaşma, hem emek sömürüsünü artırmakta hem de sendikasızlaşmaya yönelik bir baskı aracı olarak kullanılmaktadır. Son zamanlarda özellikle beş yıldızlı otellerde işin asli unsuru olduğu tespit edilen bazı bölümler taşeronlara devredilerek, mevcut yasaya dahi aykırı uygulamalar yaygınlaşmaktadır. Yargı sistemimizdeki aksaklıklar nedeniyle bu tür yasa dışı uygulamalara karşı yürütülen hukuksal mücadelelerde istenilen sonuç elde edilememektedir.
6-6- Eğitimli Personel Sorunu
İşgücü maliyetlerini azaltmak amacıyla hizmet kalitesi ve istikrarlı bir personel yapısının sağlayacağı kolaylıklar gözardı edilmekte, sektörlerin ve işletmelerin geleceği olumsuz yönde etkilemektedir.
Turizm Meslek Liselerinde ve Turizm Meslek Yüksekokullarında okuyan öğrenciler, öğrencilik dönemlerinde stajyer olarak gönderildikleri iş yerlerinde, çok ağır şartlarda çalıştırılmaktadır. Stajının yakılabileceği tehdidi, yada okulla ilişiğinin kesilmesine varabilecek sonuçları nedeni ile stajyer öğrenciler çok ağır psikolojik ve fiziki baskılara boyun eğmek zorunda kalmakta ve neredeyse maliyetsiz iş gücü olarak çalıştırılmaktadırlar. İş yaşamına atılacakları dönemlerde karşı karşıya kaldıkları bu durum eğitimli işgücünün sektörden uzak durmalarına neden olmaktadır.
Öte yandan eğitimli ve tecrübeli turizm işgücü, çocuk yaştaki stajyerler kadar az ücrete ve olumsuz çalışma koşullarına razı olmadıklarından dolayı sektörde çalıştırılmamaktadır. Çünkü tecrübesiz işgücü daha ucuza çalışmaya kolayca ikna edilebilmektedir.
6-7- Kadın İşçilere Ayrımcılık
Turizm sektöründe kadın emeği yoğun bir biçimde kullanılmasına rağmen, çalışanların kadın olmaktan kaynaklanan sorunları görmemezlikten gelinmektedir. İşletmeler, kadın işçilerin, sağlık sorunları, doğum öncesi-doğum sonrasında yaşadıkları sorunlar ve ihtiyaç duydukları kolaylıkları sorunları tamamen göz ardı etmektedirler. Turizm Otelcilik okullarından mezun olan genç kızlar sektörde çok kısa bir süre çalışmakta, evlendikten sonra çalışırken ihtiyaç duydukları kreş, anaokulu, emzirme odaları gibi olanaklardan mahrum bırakıldıkları için istikrarlı bir çalışma yaşamı sürdürememekte ve mesleklerinde yükselme olanaklarından mahrum kalmaktadırlar.
Öte yandan kadın çalışanlara kaldırabileceklerinden ağır işler yaptırılmakta, özellikle kat temizliğinde çalışan kadınlarda bel fıtığı, boyun fıtığı, garsonlarda ise varis, taban düşmesi ve bel fıtığı meslek hastalığı olarak karşımıza çıkmaktadır.
6-8- Sezonluk Çalışan İşçilerin Sosyal Güvenceleri ve İş Güvenceleri Yoktur.
Sezon sonu işten çıkarılanlar açısından işsizlik sigortası kullanılabilir bir hak değildir. Çünkü son üç yılda 600 gün pirim ödemiş olma şartı, her sezon ancak 7 ay çalışmış olmakla 3 yılda tamamlanabilir. Sektörde çalışanların çoğunluğu işsizlik sigortasından yararlanamamaktadırlar. Ayrıca sezon sonu askıya alınan, gelecek sezon tekrar çağrılacak olan işçiler de işsizlik sigortası kapsamı dışında kalmaktadırlar.
6-9- Sektöre yabancı olan yatırımcı ve yöneticiler.
Türkiye'de, turizm sektörünün cazibesine kapılarak, sektörün işleyişi ve ihtiyaçları konusunda herhangi bir tecrübesi veya bilgisi olmayan semaye sahipleri tarafından kurulan işletmelerin sayısı oldukça fazladır. İnşaat, tekstil, madencilik gibi sektörlerde faaliyet gösteren veya kara para aklamak amacıyla, cazip teşvikler sunulan ve yeterli denetimden yoksun olan bu sektörden kısa zamanda yüklü kârlar elde etmeyi amaçlamaktadırlar. Sektörün inceliklerinin, kaliteli hizmet sunumunun ve istikrarın gözardı edildiği bu işletmelerde kayıtdışılık ve her türlü emek sömürüsü ve insanlık dışı çalışma koşulları daha yaygın durumdadır. Bu tür işletmelerde nasıl daha kaliteli hizmet üreteceklerini araştırmak yerine, ‘işgücünü ve diğer girdileri nasıl daha ucuza mal edileceği amacına odaklanılmaktadır.
6-10- Yabancı Uyruklu İşçiler
ÇSGB iş teftiş Kurulu Başkanlığı'nın 2007 yılında, yabancıların izinsiz çalışmasının önlenmesine ilişkin olarak yürüttüğü bir proje çerçevesinde elde edilen verilere göre, turizm alanında istihdam edilen bu göçmenlerin toplam bu sektörde çalışanlar içindeki payı %3 civarındadır.
Yabancı uyruklu işçilerin ülkemizdeki işsizlerin istihdam edilebileceği işlerde çalışıyor olmaları bir sorun oluşturmakla beraber, bu konudaki asıl dikkat çekilmesi gereken konu, bu işçilerin maruz kaldıkları sömürü, ağır çalışma koşulları ve aşağılamalardır. Bu sektör de çalışan yabancı uyruklu işçiler, diğer sektörlerde çalışanlara göre daha düşük ücret almaktadırlar. Yabancı uyruklu işçilerin karşılaştığı çalışma sorunlarından biri de uzun çalışma süreleri ve bu çalışma süreleri içinde konaklama tesislerinde müşterilerle temas etmelerinden dolayı tacize uğramalarıdır.
Öte yandan turizm sektöründe istihdam edilen yabancı uyruklu işçilerin karşılaştığı sorunlardan biri de sektörün mevsimlik yoğunlaşmalarına uygun niteliklerinden kaynaklanan yüksek işsizlik oranlarıdır. Yoğun mevsimde turizm sektöründe yabancı uyruklu işçiler işsizlik sorunu ile karşılaşmamaktadır. Ancak işgücüne talebin azalması ile birlikte öncelikle yabancı uyruklu işçiler için işsizlik sorunu ortaya çıkmaktadır. Yerli işçilerin formel piyasalarda işsizlik fonu kaynaklarından yararlanması mümkün olurken göçmenlerin bu fondan yararlanması mümkün olmamaktadır.
7- ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
7-1- İş yasaları ve sendikalar yasası yeniden düzenlenmelidir. Ülkemizin çalışma ilişkilerini düzenleyen mevzuat, Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından belirlenen Uluslar arası standartlara uygun hale getirilmelidir. Bu kapsamda öncelikli olarak, %10 ülke barajı kaldırılmalı veya binde bir, ya da binde yarım seviyesine çekilmelidir. Sendikalara üyelikte noter şartı kaldırılmalı veya noter masrafları cüzi miktara çekilmelidir. Örgütlenme özgürlüğü güvence altına alınmalıdır.
7-2- Dayanışma aidatları arttırılmalıdır. Çünkü mevcut durumda işçi aidatının 2/3’ü oranında ödenen dayanışma aidatı, sendikalara üye olunmasında ciddi bir engel teşkil etmektedir. Bu nedenle dayanışma aidatının sendikaya üyeliği cazip kılacak şekilde, o işyerinde uygulanan sendikalı işçilerin aidatından fazla olarak düzenlenmelidir.
7-3- Yetki tespiti davaları ve işçilerin alacak vb davaları öncelikli davalar olarak görülmelidir. Mevcut durumda davalar yılarca sürebildiğinden işçi ve sendikalar mağdur olmakta, sendikal örgütlülüğün önü tıkanmaktadır. Yetki tespitinde referanduma başvurulmalıdır. Böylede uzun süren davalarında önüne geçilmiş olacaktır.
7-4- Haksız fasih yaptığı tespit edilen işveren, yalnızca kıdem tazminatları değil, bu haksız eylemi nedeniyle de işçiye ceza niteliğinde tazminat ödemelidir.
7-5- Sendikal nedenlerle işçi atılması halinde açılacak davalarda ispat yükümlülüğü, işe iade davalarında olduğu gibi işverene ait olmalıdır. Aksi halde işveren sendikal nedenlerle birkaç kişi bırakıp diğerlerini işten çıkardığında, sendikanın,”sendikal nedenleri” ispatında güçlük yaşanmaktadır. Sendikal nedenlerle işten çıkarılan temsilcilerin işe iadesi gibi değerlendirilmeli ve aynı işe tekrar alınmalıdır.
7-6- Taşeronlaşmayı önleyici yasal tedbirler alınmalı bu konuda üst işverenlere ağır yükümlülükler getirilmelidir.
7-7- Sektörün temel sorunlarından biri olan kayıt dışılığın önlenmesinin en önemli aracı olan sendikalaşmanın önündeki engellerin kaldırılmasının yanında, hali hazırda çok yetersiz ve etkili olmaktan uzak olan denetimler daha yaygın ve etkin hale getirilmelidir. Bu kapsamda öncelikli olarak sigortasız çalıştırma ve çift bordro uygulamasını ortadan kaldırmak öncelikli hedef olarak ele alınmalıdır.
7-8- Turizm gelirlerini, işçilerle, esnafla, yöre halkıyla paylaşmayan otel, acente, alışveriş merkezlerinin iş birliği turizm sektörünü tehdit etmektedir. Bu nedenle her şey dâhil sistemi kaldırılarak, acente, otel, alışveriş merkezleri üçgeni kırılmalıdır.
7-9- Turizm sezona bağlı olmaktan çıkartılarak tüm yıla yayılmalı, böylece sektörde istihdam edilen işçilerin yıl boyunca çalışabilmelerinin yolu açılmalıdır. Bunun için mevcut olan deniz, kum, güneş turizminin yanında, sağlık turizmi, kış turizmi, kültür ve yat turizmi, kongre, spor, inanç ve festival turizmi olarak çeşitlendirilmelidir. Acente ve tur dışında münferit turistlerin ülkeye gelmesi teşvik edilmelidir.
7-10- Sektörde çalışan kadınların, kadın olmalarından kaynaklanan kreş ve anaokulu ihtiyaçlarını ücretsiz sağlayacak düzenlemeler yapılmalı ve bu düzenlemelerin uygulanması ciddiyetle takip edilmelidir.
OLEYİS SENDİKASI
EĞİTİM VE ARAŞTIRMA DAİRESİ
1- Travel & Tourism Economic Impact, WTTC, 2009.
2- Bu gelişmenin ortaya çıkmasında 1982 yılında yürürlüğe giren 2634 Sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’nun çok önemli bir payı vardır.
3- http://www.tursab.org.tr/tr/istatistikler/turistik-tesis-ve-isletmeler (Erişim Tarihi:20 Temmuz 2011)
4- Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı “Türkiye Turizm Sektörü Raporu”ndan alınmıştır
5- LORDOĞLU Kuvvet, "Türkiye'de Turizmde Çalışan Göçmenler ve işgücü Piyasasında Oluşan Yeni Sorunlar" II. Uluslararası Eğitim ve Uyum Bağlamında Avrupalı Türkler Kongresi'nde sunulan tebliğ, 14-16 Mayıs 2009, http://kuvvetlordoglu.com/bildiriler.html (Erişim Tarihi:24 Temmuz 2011)